Türkiye

Kimsesiz çocuklar için sanat

2007 yılında enerjimi yalnızca kendime değil, tüm çocuklara adama kararını verdim. Bana yapılan "evlatlık al" tekliflerini de reddederek ileriye yönelik planlarımda, çalışmalarımı ihtiyacı olan tüm çocuklara yönlendirmeyi seçtim. 

Tesadüfen Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Ercan Yeşilyurt ile karşılaştık ve aramızdaki yaş farkına rağmen aramızda kurduğumuz arkadaşlık, İzmir’de üst düzey yönetici olduğum işimi bırakmamı ve sanatçı çevresinin içine girmemi sağladı. Böylelikle, dıştan şatafatlı görünen iç dünyalarının aslında ne kadar kırılgan, maddi yetersizlik ve yalnızlıkla dolu olduğunu görebildim. Daha sonra onlarla yaptığımız sohbetlerle,  güvene dayalı kurulan müthiş dostluklar edindim. 

Karşılaştığım kişilerde gördüğüm yalnızlık, kolay iletişim kuramamak, beni ulaşabildiğim sanatçıların eserlerini ve kütüphanelerini alıp onları geniş kesimlere ama öncelikle kimsesiz, engelli çocuklara açarak çocukların gelişimlerinde eksik olan boşluğu doldurma fikrine yönlendirdi. 

Böylelikle, tüm çabamı yazarların sahip oldukları en büyük değere sahip çıkmayı ve gelecek nesillere taşımayı hedefleyen bir vakıf kurulumu için sarf ettim. Başka bir kaynağım olmadığı için geleceğe ait tek güvencem olan evimi satıp, Barbaros köyü içinde iki katlı bir ev kiraladım ve Urla’da tesadüfen tanıştığım Şair Süreyya Berfe'nin tüm kütüphanesine sahip çıkıp herkesin kullanımına açtım. Bu çalışmaları inanılmaz denebilecek kadar kısa bir sürede sadece kendi katkılarımla gerçekleştirdim. 

Çok kısa bir sürede vakfı hayata geçirip Barbaros köyü ilkokulunu devraldım. Hayırseverlerin desteği ile gerek bina içini gerekse bahçedeki düzeni tamamlayıp; bakıma muhtaç, kimsesiz ve engelli çocukların kullanımına açmayı, onlara sanatçılar ile birlikte eğitim vermeyi,  mevcut binaya başka binaları da katmayı ve gelişmeyi hedefliyorum.

Gülnur Vural, İlkdördün Kültür ve Sanat Vakfı
Barbaros Köyü, Urla,  22 Mayıs 2019

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

İstanbul aşığı bir İtalyan

Merhaba, benim adım Giusy Nicotra. Sicilya’da doğdum. Çocukluktan bu yana birçok hayalim oldu. Bunların en büyüğü ise büyüdüğümde rehber olmak, yeni yerler keşfetmekti. Bunu gerçekleştirdim şimdi sıra diğer hayallerimde… 

İtalya’da rehberlik yaparak yaşamımı kazanıyorum. Beş dil biliyorum. Liseyi uluslararası dil lisesinde okumanın çok faydasını gördüm, bu sayede İtalyanca, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca  öğrendim. Üniversite için Arkeoloji bölümüne başlamıştım ancak çalışmaya mecbur olduğum için okulu bırakmak zorunda kaldım. Bildiğim diller sayesinde sınava girip, rehberlik yapmaya başladım. Yirmi yıldır dünyanın her yerinden İtalya’ya gelen turistler için rehberlik yapıyorum. Arkeoloji ve tarihi çok sevdiğim için bu konularda okuyorum. Bunun  tabii ki işime de faydası oluyor.

Beşinci dilim ise Türkçe. Bundan 10 yıl önce kadar Türkiye’ye geldim ve buraya aşık oldum. Bu yüzden özel dersler alarak Türkçe öğrenmeye karar verdim. Dilinizi unutmamak için yılın 3-4 haftasını mutlaka Türkiye’de geçiriyorum. Çok fazla Türk arkadaşım var, hepsiyle de görüşüyorum. Türkleri seviyorum. Bence bizler birbirimize benziyoruz.

Boş zamanlarımda yeni yerler gezmeyi, kitap okumayı, yemek yapmayı seviyorum. Merak ettiğim bir diğer ülke de Amerika. Kuzeyini ve Güneyini  ayrı ayrı, detaylı gezmek istiyorum. 

Kısacası rehberlik yapmayı çok seviyorum çünkü yeni insanlar tanımak ve yeni yerler keşfetmem açısından güzel bir meslek. Ragusa Via Balate’de kendime eski bir ev aldım, burayı butik otele çevirmek istiyorum. Tabii bunlar şimdilik sadece hayal ancak ilerde eğer rehberlik yapmaktan vazgeçersem mutlaka Türkiye’de yaşamak, burada küçük bir bistro açıp, İtalyan yemekleri yapmak istiyorum.

Benim hayatım böyle, sizler de bir gün İtalya’yı merak edip görmek isterseniz her konuda destek olabilirim. 

Giusy Nicotra 
Karaköy, İstanbul, 12 Şubat 2019

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Her şeye rağmen

Küçük bir ege kasabasında, bir göz odacıkta, yoksulluğun göbeğinde dünyaya gelip, yeni yürümeye başlarken çocuk felcine yakalanma, yüzünü hiç hatırlamadığım “anne”nin sevdiği adamla bizi terk etmesi, erkek kardeşim ve yaşlı babamla kala kalışımız… 

Daha altı yaşında, üvey anne zulmüne katlanmayı halledememişken babamın uzak şehirlerden birinde beni hastaneye bırakıp kaçmasıyla geçen koca bir yıl! Korkular geliştirip altımı ıslattığım, ıslattıkça bakıcılardan dayak yediğim kimsesiz zamanlar…

Bunlar benim temelim; beni ben yapan geçmişim! Direnmeyi, sevmeyi, kendime inanıp, dayanmayı böyle öğrendim ben. Kötü kader diyerek edilgenliği seçmedim, hep reddettim kadere suç atmayı!

Ankara Hacettepe Üniversitesinde sosyoloji eğitimi aldım, Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığı bünyesinde on yıl çalıştım. Bir film yönetmeni ile tanışıp evlendim, sinema sektörü için öyküler, senaryolar yazdım. Kasabamı ve insanlarımızı yaptığımız filmlere kattım. 

On altı yıllık evliliğimiz bitince artık kızımla baş başaydım. Yayınevlerinde redaktörlük yaptım. Girişimcilik denemelerim oldu. Özel bir üniversitede çalıştım. Kızımı okuttum, şimdi onun mutlu bir ailesi var. Torunumu birlikte büyütüyoruz.

Yazmayı, okumayı, sinemayı, fotoğraf çekmeyi, resim, gözlem yapmayı, kendimi keşfetmeyi, kendime yatırım yapıp içimin bozulmuş yanlarını onarmayı, her şeye karşın, sevmeyi ve iyimserliğimi korumayı değerli buluyorum. 

Yalın, sade küçük bir hayat. Yargılamadan, kendi doğrularını dayatmadan, merak eden, soru soran, düşünen, incelikleri olan bir insan olarak yaşamayı seçtim. Tüketim çılgınlığına, yüzeysel olma dürtüsüne, hayatın çılgınca hızına kapılmamaya gayret ediyorum.

"Her şeye rağmen" güzel bir hayatım var, içim bağ, bahçe, bahar...

Pakize İşcan 
Selimiye, İstanbul, 11 Mart 2019

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

En büyük hayalim AKM'nin yeniden açıldığını görmek

Devlet Opera ve Balesi'nin boyahane şefiyim. Yaklaşık 21 yıldır bu kurumda çalışıyorum. 10 yıl Atatürk Kültür Merkezi’nde görev yaptım. Oradan emekli olmak isterdim, maalesef olmadı. En büyük hayalim AKM'nin tekrar açıldığını görebilmek.

Opera sevgisi aileden geliyor. İki ablam buradan emekli oldu. Abim ve yengem ise yine Devlet Opera ve Balesi'nde halen memur olarak görev yapmaktalar. Ben işin mutfak kısmını seviyorum. Tüm atölyelerden çıkan dekor ve aksesuarların önümüze gelmesi, bizim de onlara son halini vermemiz beni çok mutlu ediyor.

Evliyim, bir kızım ve bir oğlum var. Temsil zamanı onları da alıp mutlaka izlemeye gelirim. Hazırladığımız dekor ve aksesuarları sahnede görmek, sergilenen eserin bir parçası olmak işimin en sevdiğim kısmıdır.

Kızım baleyi çok seviyor. Ben de çocuklarımın sanatla ilgilenmesini çok istiyorum. Bu konuda onların her zaman yanında olacağım.

Alaattin Postalcı

İstanbul, 30 Ocak 2019

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Hayallerimden hiçbir zaman ödün vermedim

İyi okullarda okudum, hem lisede hem üniversitede. Sonra evlenip çocuklar da olunca önceliğim hep ailem oldu, kendimden bile önce...

Çocuklar büyüyüp, hayatım normal bir akışın içine girerken, ruhum için birşeyler yapma isteği de içimde gitgide büyüyordu.

Bu istek beni çok keyif aldığım heykel sanatının takipçiliğinden ta içine kadar itti. ODTÜ Mimarlık Fakültesi yıllarımın, orada aldığım şehir planlama ve cosmos derslerimizin bana kazandırdığı bakış açısıyla hayatımı bu şekilde yönlendireceğimi bilemezdim.

Kendimi kil ile uğraşırken buldum. Günlerim hayata bakış açımı heykel üzerine yansıtabilmek için öğrenmeye çalıştığım ayrıntıların arasında geçmeye başladı.

Yaptıklarımın beğenildiğini Balat'da açtığım ilk kişisel sergimde anlamıştım ancak tarzımı geliştirmek konusunda kaygılarım vardı. Bu dönemde Devrim Erbil ile tanışmam bir sanatçının yaratıcılığının ve üslûbunun ne denli önemli olduğunu gösterdi. Sarmal düzen içinde insan figürleri üzerinden anlatmak istediğimi aktarmaya başladım. Aynı yıl Cannes Sanat Fuarı'nda Türkiye'yi temsil ettim, ardından Eylül ayında Contemporary İstanbul'a katıldım, daha sonra Paris Louvre Art Shopping'de heykellerim sergilendi. Bu günlerde Gama Art Gallery ile Londra Contemporary ve ArtAnkara'ya hazırlanıyorum.

Büyük düşünmek, büyük hayaller kurmak ve bu hayallerin gerçekleştiğini görmek buna inanmaktan geçer.

Benim başarımın ardındaki gerçek ise sadece inanıp hayal etmek ve bu inanca göre çalışmak ve hiçbir zaman hayallerinden ödün vermemek... 

Beste Alperat
İstanbul, 12 Kasım 2018

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Yardım ettiğimde uçuyorum

1944’te İstanbul, Balat’ta doğdum. Yedi göbek İstanbulluyum. Büyükbabamın ismini verdiler bana doğduğumda; Salamon. Askere gittiğim zaman bir çocuk dedi ki; "Şu ismini değiştirsene.", "Ne olsun?" Düşündük, taşındık Selim dedik. 

Anneme çekmişim, çocukluğumdan beri her zaman verici bir insan oldum. O da benim gibi tanımadığı kişilere bile yardıma koşan biriydi. Yardım ettiğimde adeta uçuyorum. Yardımın makbul olanı karşı tarafa hissettirmeden yapılanı diye düşünüyorum. Varidatımın daha yeşermeye başladığı zamanlar, 40’lı yaşlarımda, bayramlarda zarflara para koyup herhangi bir adama verirdim. "Kime istersen dağıt." derdim, o beni tanımıyor, ben onu tanımıyorum ama adamı da takip ederdim nerelere veriyor diye. İnsanlara yardımımın dokunduğunu görmek beni inanılmaz mutlu eder ve rahatlatır her zaman.

Annemin bize çok güzel öğretileri vardı. Balat’ta oturduğumuz zaman özel ders verirdim ve bu parayla kendimi geçindirirdim. Babamdan 1 kuruş para almazdım. Annem Beyoğlu’na, Bankalar Caddesi’ne sinemaya giderken para verirdi bana. "Cebimde para var." derdim. "Olsun, al oğlum. Ya bir bardak kırarsan onun parasını nasıl ödeyeceksin? Bu para sende kalsın, harcama. Geldiğin zaman bana iade edersin." derdi. Bu büyük bir şey. Ne kazandırdı bana? Güven duygusu ve hayat tecrübesi. Arkanda sırtını dayadığın, seni senden daha çok düşünen bir kadın var. Bu, benim için çok önemliydi.

11 yaşımdayken babamın dükkanına, ona yardıma giderdim. Pazar günleri Bakırköy’de pazar kurulurdu. Orada giysi de satılırdı. "Baba" derdim, "Sen bana bahşiş çıkarmaya çalışma. Bana 5 tane pantolon ver, götürüp bunları pazarda satayım, tanesinden de 1 lira kazanayım." Çocuk olduğum ve kaliteli bir şey sattığım için insanlar bana ayrı bir ilgi gösterirdi. Zaten aldığım fiyatın üstüne sadece 1 lira kar koyduğum için malım çabuk satılırdı. 5 pantolonu bitiriyordum, geliyordum, hadi 3 pantolon daha. Yani iyi para kazanırdım. Demek ki ticaretin bir tarafı doğru yöntemle yola çıkmak, diğer tarafı ise çalışmak. Çalışacaksın, kafanı da çalıştıracaksın ve kazanacaksın. 

Selim Namer
İstanbul, 10 Temmuz 2018

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Sizi Down Town Cafe'ye çaya bekliyorum

Ben Selva, Rize'de doğdum, 38 yaşındayım. Sizden biriyim aslında ama farklıymışım. Bunun farkında değildim ama siz farkındaymışsınız. Biliyorum çünkü annem söyledi.

Farklılığım ilk olarak okula başladığımda anlaşıldı. Okulda arkadaşlarım ve öğretmenlerimle iletişim kuramamaya, oyunlarda yer bulamamaya başlamıştım. 

Ailem beni doktorlara götürdü, bir sürü testler filan... Canım babam beni, benim gibi arkadaşlarla aynı okulda okutmak için çok sevdiği işinden vazgeçti. İstanbul'a taşındık çünkü burada benim okuyabileceğim okul varmış fakat babacığımın bunca çabasına rağmen İstanbul hayalimiz istediğimiz gibi olmadı. Bu okulda fazla okuyamadım, yaşım büyükmüş, lisede okuma yaşını geçmişim.

Babamı 2004 yılında kaybettikten sonra okulun yönlendirmesiyle birkaç işte çalıştım. Olmadı, yine uyum problemlerim oldu. Anneciğim ve canım kardeşim mutlu ve engelsiz bir hayatım olması için çok çabaladılar. Sonunda İZEV (İstanbul Zihinsel Engelliler için Eğitim ve Dayanışma Vakfı) ile beni tanıştırdılar. Şimdi İZEV'de eğitim görüyorum. Burada hem eğitim alıyor hem de çeşitli aktiviteler yapıyoruz. Müzik, resim, yoga, nefes terapileri yapıyoruz. Haftada bir gün de Down Town Cafe'de çalışıyoruz. "Her zihinsel engelli bir bireydir, herkes gibi eşit, özgür ve onurlu yaşam hakkı vardır" diyen bu kurumda mutluyum. Benim gibi olan, beni anlayan arkadaşlarla birlikteyim.

Sizi Down Town Cafe'ye çaya bekliyorum. Geldiğinizde size benim de rol aldığım "İçinizdeki Engelleri Yıkın" temalı kliple ilgili anlatacaklarım var. Klipte duvarları yıkarken o kadar çok bağırdım ki sesim kısıldı. Evet farklıyım ama bu hayatta ben de varım.

Selva Çavuşoğlu
İstanbul, 10 Aralık 2018

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Mücadeleyi seçtim ama hiç kolay olmadı.

1972 yılının Mart ayında doğdum. İki kardeşiz, babam hekim, annem ev hanımı. İkisi de Çerkez, ben de bu gelenek ve terbiye ile büyüdüm. Okul sonrası çalışma hayatım başladı. Bir süre sonra HSBC bankasına geçtim. Eşimle de orada tanıştık.

2003 yılında, ikinci oğluma 9 aylık hamileyken, çalıştığım bankaya bombalı saldırı düzenlendi. Çok kötü, acı, üzücü ve travmatik bir durumdu. O patlamanın etkisiyle mi bilmiyorum, iki gün sonra oğlum Yağız doğdu.

Başlarda herşey gayet iyiydi. Sonra bir gün Yağız'ın bir oyuncağının üstünden defalarca atladığını gördüm, bıraksam sonsuza kadar atlayacak gibiydi. 16 aylıktan itibaren doktor doktor dolaşmaya başladık. Gittiğimiz doktorlar teşhis koyamıyorlardı. Sonunda, bugüne kadar da doktorumuz olan Yankı Yazgan'a gittik. Dördüncü seansın sonunda bana "Naz’cığım çok derin bir nefes al o kadar derin bir nefes al ki biz okyanusun dibine ineceğiz senin de ayağın yere vuracak, maalesef atipik otistik" dedi. Atipik otistiklerin canları istediği zaman normale döndüklerini daha sonra ise kendilerini geri çektiklerini, bizim onu normale geldiği zaman orada ne kadar uzun tutabilirsek zamanla öbür tarafa dönmeyi bırakabileceğini ama bu sürecin çok uzun olacağını, bir gün muhteşemken ertesi gün çok kötü olabileceğini söyledi.

Dibe vurmak ile oğluma elimden geldiğince yardım etmeye çalışmak arasında seçim yapmam gerekiyordu.

Mücadeleyi seçtim ama hiç kolay olmadı. Restoranlardan mı kovulmadık, otellerden mi atılmadık. İnsanlar anlamıyorlardı. Bize, paranızı geri verelim gidin dedikleri çok oldu. Gönderdiğimiz normal okullardan da kovulduk. En zor zamanımdı, düzgün beslenme alışkanlığını kazanması için içim kan ağlayarak üç gün aç bıraktım.

Bütün bunların sonunda, bugün Yağız kendi işlerini halledebilen, yüzme yarışmalarında madalya alan, iletişimi müthiş gelişmiş (hala gidecek yolumuz var), etrafında olan bitenin farkında olan bir delikanlı oldu. Şimdi 16 yaşına girecek, en büyük hedefi ise gitar çalmak.

Naz Erkıralp 

Bodrum, Muğla, 25 Temmuz 2018

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Hayatta mutlu olmayı, hep bildim

Münir dersen herkes tanır bu sitede beni. Tam 25 yıldır, bu sitedeki bir evin kahyası olarak çalışıyorum. Bahçe işlerinden tut, tamirata, köpek gezdirmekten, araba yıkamaya kısacası aklınıza ne gelirse, her işe bakıyorum.

Ardahan'dan İstanbul'a geldiğimde 40-41 yaşlarındaydım. Kolay değildi ama cesaret ettim ve geldim İstanbul'a çalışmaya. İlk olarak şu anki patronumun işyerinde bekçi olarak çalışmaya başladım. Zamanla işverenimin ailesi de beni öylesine sevdi ki, evlerinde çalışmamı istediler. O zamandan bu zamana aynı aile için çalışıyorum.

Yılın 2-3 ayını Ardahan'da hanımın yanında geçiriyorum, geri kalan zamanda İstanbul'dayım. Kolay bir hayat değil bizimkisi, ama zamanla herşeye alışılıyor. Üç oğlum ve yine üç erkek torunum var. En büyük oğlum anasının yanında kaldı. Diğer ikisi, delikanlı olunca İstanbul'a benim yanıma çalışmaya geldiler. Benim çalıştığım evin bulunduğu sitedeki markette işe girdiler. Herkes oğullarımın ne kadar efendi, ne kadar saygılı olduğunu söyler. Onlarla gurur duyuyorum.

Hayatta mutlu olmayı, hep bildim. Tanıyan bilir, şükür Allah'a, tüm zorluklara rağmen kahkaham hiç eksik değildir.

Münir Gökçe
İstanbul, 3 Aralık 2018

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Bir deniz sevdalısı

Adım Mehtap Çelikok, 1978 yılında İstanbul'da doğdum. İstanbul Su Ürünleri Fakültesinden mezun oldum.

İlk kez dalmaya başladığım andan itibaren dalış bende bir tutku olmuştu. Su altı Teknolojisini de okuyup mezun oldutan sonra sanayi dalgıçlığı eğitimi aldım. Bölüm başkanımız okulda kalmamı istedi, dört sene sanayi dalgıçlığı eğitimi verdim. Daha sonra PADI, CMAS-TSSF, SSI eğitmenlik sertifikalarını aldım.

2007 yılında Tayland'da 6-7 farklı dalış merkeziyle çalıştım. O, halı büyüklüğündeki vatozlar, bebek uykusunun uysallığında dipte uzanan leopar köpekbalıkları, kaplumbağalar, ahtapotlar, rengârenk sübyeler öylesine hayranlık oluşturuyordu ki bende, sanırım ben bu yüzden su altına aşıktım.

Türkiye'ye döndükten sonra dalış turizmini canlardırmak için Fethiye Sualtı Derneği'ni kurduk. Derneğin başkanlığını ben üstlendim. Sektörümüz adına yapmak istediğimiz birçok proje vardı ama bürokrasi ve protokoller elimizi kolumuzu bağlıyordu. Fethiye’de olmayan bir şey vardı; Su altı batığı, bir yapay resif. Bu amaçla istediğimiz bir geminin bize hibe edilmesi için uzun süre beklememiz gerekti. Sonunda haber geldiğinde çok sevinmiştik ancak geminin Samsun'da oluşu işlerimizi zorlaştırmıştı. Geminin nakliye ve batırılış giderlerini derneğimizin karşılayabilmesi olanaksızdı. Bunun için devlet makamlarının ve toplum kuruluşlarının kapısını çalmamız gerekmişti. Sonunda Sahil Güvenlik'te emekliye ayrılan bir bot olan TCSG-121 batırıldı. Artık deniz canlılarına yuva olacak bir resifimiz ve denizaltı sevdalıları için serüven niteliğinde bir gemi batığımız vardı. Hamile olmama rağmen tüm yaz teknede çalıştıktan sonra, eşimle beraber aşkımızın meyvesini kucakladık. Bizim çocuğumuzun adı Deniz olmasa zaten şaşırtıcı olurdu.

Çeşitli dalış merkezlerinde yıllarca hocalık yaptım. Birçok deniz sevdalısının yetişmesine katkım oldu. Onlara denizlerin, deniz altı canlılarının gelecek kuşaklara zarar görmeden bırakılması gerektiğini anlattım, durdum.

Mutlu bir çocuktum, mutlu bir kadın, mutlu bir anne ve kendimi bildim bileli hep mutlu bir dalgıç oldum.

Mehtap Çelikok
Fethiye, Muğla, 6 Ekim 2018

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

1/4