Hikayeler

Tutkularının peşinden gitmek

Adım Elad Azizli. 1985 yılında Bakü‘de doğdum. Kulak Burun Boğaz uzmanıyım. Azerbaycan’da Tıp Fakültesi ikinci sınıfta okurken başarı derecemden dolayı İstanbul Üniversitesi ile yapılan anlaşma sayesinde eğitimimin kalan kısmını Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde tamamlamaya hak kazandım. 

Küçükken, babamın bir arkadaşının bana hediye ettiği bir anatomi atlası, bir neşter ve bir penset ile kendimce ve çocuk aklımla ameliyatlar yapıyordum. Bu hiç değişmedi, hala neşter ve pensetle uğraşıp duruyorum.

Doktorluk, özellikle de cerrahi bir branşla uğraşacağım çok netti. Öğrenciyken çok düşündüm. Ben burun, yüz, ses (inceltme/kalınlaştırma) ile uğraşmak yani burun ve yüz estetiği yapmak  istiyordum. Bu organların fizyolojisinde uzmanlaştıktan sonra estetik ameliyatlarını da yapmaya başladım ve bu uzmanlık alanını seçerek ne kadar doğru bir karar verdiğimi de zaman içinde gördüm. 

Yıllar önce şu an yaptıklarımı yaptığımı hayal ediyordum; spesifik bir hastalıkla uğraşmak, ameliyatlarını yapmak , bütün bunlarla ilgili bilimsel makaleler yazmak ve dünyanın dört bir yanına gidip kongrelerde sunumlar yapmak. 

Bugün bunları gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Başarımın ardında yatan gerçek sebep tıbba olan merakım, merakla birlikte gelen araştırma arzusu, kısacası meslek aşkı. 

Bir insan yaptığı her eylemde, verdiği her kararda vicdanlı ve dürüst olmalı. Benim tavsiyem; istediğiniz bir şeyi hayal edin, tutkuyla bağlanın, disiplinli çalışın ve en önemlisi asla dürüstlüğünüzden ve vicdanınızdan ödün vermeyin.

Elad Azizli
İstanbul, Türkiye, 3 Aralık 2019

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Özel bir çocuk

Ben Tom Odwyer. 1953 yılında Bridgeport, Connecticut'da doğdum.

Dine hiçbir zaman inanmadım fakat Tanrının varlığına her zaman inandım.

Küçükken anneme varoluşla ilgili sorular sorardım. Annem çok özel bir çocuk olduğumu söylerdi, yaşadıklarım onu haklı çıkardı.

Dokuz yaşlarında, endişeli doktorlarla dolu bir hastane odasındayım. Odanın tepesindeki büyük beyaz ışığı gördüğümde, yükselmiş, hastane odama yukarıdan bakarken annemin bana endişeli gözlerle baktığını görüyorum. Bu benim ölümün kıyısından döndüğüm ilk andı. Doktorun "Aramıza hoş geldin evlat" deyişini hayal meyal hatırlıyorum.

Genç Tom tam bir hippiydi. Ağır uyuşturucu bağımlısı ve aynı zamanda tam bir maceraperesttim. 

Bir kış günü arkadaşımla beraber doğa yürüyüşü yaparken kar fırtınasına yakalandık ve yolumuzu kaybettik. Tekrar yolumuzu bulup geriye nasıl döneceğimiz hakkında endişelenirken, ikimiz de çok yorgunduk. Arkadaşım karın üstünde biraz dinlenmek istedi, ben bunun sonumuz olacağını biliyordum. Arkadaşım için yapabileceğim birşey yoktu fakat hayatta kalmak için durmamam gerektiğinin bilinciydeydim. Tam kendimi bırakmak üzereyken bulutların arasından gelen tanıdık parlak ışığı gördüm. Işığa doğru giderek hayatımı kurtaran küçük kulübeyi buldum.

Tom Odwyer
Kuzey Carolina, ABD, 06 Şubat 2019

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Beynimle değil kalbimle yaşadım

70'li yıllarda Londra’da yükselen yeraltı akımlarını görsel şovlarım ve müziğimle birleştirerek dünyanın ilk "multimedya" sahne performanslarını gerşekleştirdim. Sufilik'ten Afrika kültür ve danslarına kadar bir çok kaynaktan beslendim, sahneye sadece sesimle değil bütün benliğimle çıktım. Bu öncü özelliğim sayesinde Bruce Dickinson'dan Kiss'e bir çok gruba ilham kaynağı olarak kabul edildim.

Hep şuna inandım, insanın kalbinin bir yerinde hep iyilik vardır ancak beyni insanı kalbinden uzaklaştırarak karanlığa doğru çeker. Ben hep kalbimle yaşadım ve her zaman istediğim şeyi yaptım.

Londra Nells Jazz Club, İngiltere, 25 Ocak 2020

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Paris fotoğrafı

1950 yılında New York'da doğdum. Amerikan Edebiyatı üzerine yüksek lisansımı yapmak için Kuzey Carolina'ya geldim. Her zaman, içten içe bir kitap yazma arzusundaydım.

Babam konuşkan bir insan olmadığı için geçmişi hakkında fazla bir bilgim yoktu. Tek bildiğim 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusunda asker olarak görev yaptığıydı.

Babam 1998 yılında öldüğünde, Paris'te Eyfel kulesinin önünde tanımadığım bir kadın ve çocukla çekilmiş bir fotoğrafını buldum. Fotoğrafın arkasında sadece George Duval ismi yazıyordu. Fotoğraftaki kadının babamın sevgilisi olup olmadığını bilmiyordum. Bu fotoğraf babamın hayatı hakkında beni çok meraklandırdı.

Bir kaç yıl ve çokça araştırmadan sonra, fotoğraf çekildiği sırada yaklaşık 6 yaşında olan George'u bulmayı başardım. Babamı, çocukluğundan çok iyi hatırlıyordu ancak savaştan sonra ondan hiç haber alamamışlardı. Babamın onu ve annesini Fransa'da görev yaparken sık sık ziyaret ettiğini söyledi. O güne kadar babamın George'un annesiyle sevgili oldğundan %100 emin değildim.

Fransa'ya yaptığım bu geziden sonra yazacağım kitabın konusu bulmuştum. İlk kitabım, Paris Fotoğrafı, babamın hikayesinin kurgulanmış bir versiyonuydu. Babamın geçmişini deştiğim için çok memnunum.

Jane Gabin
Kuzey Carolina, ABD, 05 Şubat 2019

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Uysal bakkal

Adıyamanlıyım. 37 yıl önce İstanbul'a geldim ve buraya yerleştim. 51 Yaşındayım. Maddi imkansızlıklardan dolayı okuyamadım, ilkokul mezunuyum. İki oğlum var. Büyük oğlum Fırat tiyatro bölümünden mezun, küçük oğlum Serhat ise üniversiteye hazırlanıyor.

Aslında bu "kitap oku-anlat, istediğini al" projesi oğlum Fırat sayesinde başladı. Fırat hem bakkalımızda çalışıp hem de üniversite sınavına hazırlanıyordu. Çocuklardan biri oğlumu ders çalışırken görünce "bana da kitap verir misin" demiş ve bu durum bütün mahalleye yayılmış. Oğlum yokken çocuklar devamlı  gelip, Fırat abi nerede diye sormaya başladılar. Sonradan  öğrendim ki oğlum, okudukları kitabın özetini anlatan çocuklara  ödül olarak bakkaldan ne istiyorlarsa veriyormuş.

Oğlumun yaptığı bu uygulama benim de çok hoşuma gitti. Çocuklar okullarında bizim bakkaldan bahsetmeye başlamışlar ve bunu videoya çekip sosyal medyada paylaşmışlar. Bunun üzerine Türkiye’nin dört bir tarafından kitaplar gelmeye başladı. Önce bisküvi standının yanına bir kitap standı yaptım ancak bu da yeterli gelmeyince, bakkalın bir köşesini kütüphane yapmaya karar verdim. 

Elimizdeki kitaplar o kadar çoğaldı ki, imkansızlıklardan dolayı kitap alamayanlara özellikle küçük köylerde yaşayan çocuklara gönderelim istiyoruz. Ben okuyamadığım, bu benim içimde ukde kaldığı için, okumak isteyenlere destek olmak istiyorum. Bizim gibi esnaflar çoğalırsa çocuklar bakkala gidince kitapları görecekler, merak edecek ve okumak isteyecekler diye düşünüyorum.

Bu projeyi dört yıldır yapıyorum ve yapmaya da devam etmek istiyorum. Bununla da çok mutlu oluyorum.

Tek isteğim çocuklar okusun ve öğrensin.

Kanber Bozan
29 Eylül 2019, Üsküdar, İSTANBUL

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Engelli ama değil

Wama, Myanmar'dan, 40 yaşında bekar bir adamım. Adım Ko Htwe. Yedi çocuklu, büyük bir aileden geliyorum. Sadece en gencimiz ve ben bekarız. Annemle birlikte yaşıyorum. Doğuştan her iki kolum da yok. Ailemde engelli olan tek kişiyim.

Hayatımı ressamlık yaparak kazanıyorum. İnsanlar, ilk bakışta, engelli birinin yaptığı işte iyi olabileceğini beklemiyorlar ancak sanatımızı geliştirmek için ne kadar emek sarfettiğimizi gördükleri zaman saygı duymaya başlıyorlar ve yaptığımız işte ne kadar usta olduğumuzu anlıyorlar. 

Yıllar içinde çok değerli öğretmenlerim oldu. İlk öğretmenim ise sevgili babamdı. Bana çizmeyi, renklerle oynamayı ve yaptığım her işe hayal gücümü katmayı öğreten oydu. Başlangıçta resim yapmak benim için sadece bir hobiydi. Bugün, bu sanatta 25. yılımı geride bıraktıktan sonra, büyük bir gururla, kendime "ressam" diyebiliyorum. 

Turizmin yoğun olduğu dönemlerde işlerim açılıyor ve kazancım artıyor. Geleceğimle ilgili özel bir hayalim ya da planım yok. Annem ve bana yetecek kadar para kazanabildiğim sürece mutluyum. Anneme tıpkı onun bana küçükken baktığı gibi bakabilmek için evlenmeyi düşünmüyorum.

Ko Htwe 
Inle Gölü, Myanmar, 20 Ocak 2019

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Ailem ve filler

Ben Farhaan, 19 yaşındayım. Amer, Hindistan'da doğdum ve halen burada yaşıyorum. Dört erkek, üç kızkardeşim var. Bütün erkek kardeşlerim evli. Beş aile hep birlikte yaşıyoruz. 

Ailem 35 yıldır fil yetiştiriciliği yapıyor. Sahip olduğumuz beş fille turistlere eğlence amaçlı kısa geziler düzenliyoruz.

Filler; evcimen, zeki, çok duygusal ve vefalı hayvanlar. Sahiplerine çok sadıktırlar, uysallıkla hizmet ederler ve minnet gösterirler. Biz onlara iyi davrandığımız sürece asla agresif ve kötü bir davranışta bulunmazlar.

Asya filleri Afrika fillerine göre daha sakin ve uyumludurlar. Bu yüzden daha kolay evcilleştirilebilir ve birçok amaçla kullanılabilirler.

Bildiğiniz gibi filler ağır hayvanlar: Erkekleri yaklaşık beş ton gelirken, dişiler üç ton ağırlığa ulaşabiliyor. Fillerimizi günde yedi öğün; ekmek, şeker kamışı ve muz ile besliyoruz. Yetişkin bir fil günde yaklaşık 50 kg yiyecek tüketiyor.

Fillerin ortalama ömrü yaklaşık 80 yıl. Dişiler, yedi yaşından sonra, 22 aylık bir hamilelik sonrası doğum yapabilir ve hayatları boyunca uygun koşullar altında altı-yedi kez hamile kalabilirler.

Hindistan'da fil alıp satmak kanunen yasak. Bu yüzden kendi fillerimiz doğum yapmadıkça yeni bir fil sahibi olamıyoruz.

Festival zamanlarında, fillerimizi geleneksel desenlerle süslüyoruz. Amer'de bu muhteşem hayvanlarla beraber yaşadığımız ve sayelerinde hayatımızı mutlu bir şekilde kazandığımız için kendimizi çok şanslı hissediyoruz.

Farhaan Khan
Jaipur, Hindistan, 16 Mart 2019

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

Öldüren gelenek

İsmim Kalika 14 yaşındayım. 4 yıl önce okulu bıraktım, şu an evde aileme yardım ediyorum. Nepal'in en az gelişmiş ve en fakir bölgelerinden biri Jumla’da doğdum ve burada yaşıyorum. Manzara muhteşem ama hayat zor buralarda. Kadınlar için daha da zor. Çoğumuzun uymak zorunda olduğu bir geleneğimiz var, Chhaupadi (Nepal'in batısında, regl dönemlerinde, kadınların kirli kabul edilmesi sebebiyle evden geçici olarak sürgün edilmeleri). 

Evet, ben Kalika, bugün regl olduğum için üç gün süreyle, hayvanlarla beraber bu ahırda, samanların üzerinde uyuyacağım. Kasabam Himalayalarda 3000 metrelerde. Ahırın içi çok karanlık, pis ve soğuk, tir tir tirtiyorum. 

İlk, 12 yaşımda regl oldum. Buralarda ilk regl olduğunuzda kulübelerde 13 gün kalınıyor. Kulübede kaldığımız süre içinde besleyici gıdalardan uzak durmamız gerekiyor. Dolayısıyla üç gün boyunca süt, pirinç, tereyağı ve bazı sebzelerden yiyemeyeceğim. Biliyorum bu gelenek berbat bir şey ama bu bizim kültürümüz ve uygulamak zorundayız. Eğer bu geleneği reddedersek tanrılarımızı kızdırmış oluruz. 

Kötü bir şey olduğunda (yılan sokması gibi) ilk suçlanacak bizler oluyoruz. Bir meyve ağacına dokunursak o ağaç kurur ve bir daha asla meyve vermez, hayvana dokunursak hayvan hastalanır, sütünü içersek sütü kesilir diye inanılıyor. Ailemin hastalanmasını istemiyorum o yüzden de o kulübeye isteyerek giriyorum. 

Kalika
Jumla, Nepal, 3 Mayıs 2018

Fotoğrafçının Notu: Bu gelenek yüzünden sadece son bir yıl içinde üç kadın zehirli yılan sokması ve duman zehirlenmesinden öldü. 

Nepal Yüksek Mahkemesi, 2005'te geleneğe karşı bir yönerge yayınladı, ancak mevzuat eksikliğinden dolayı başarılı olamadı. Dünyadan ve Nepal içinden aktivistlerin yoğun çabaları sonucu, 9 Ağustos 2017'de meclis tarafından, Chhaupadi'yi suç haline getiren yeni bir yasa tasarısı kabul edildi. 

Daha fazla hikaye için bizi Facebook ve Instagram hesaplarımızdan takip edin.

Bu fotoğraf ve hikayesi "İnsan Hikayeleri Projesi" fotoğrafçılarına aittir. Paylaşmak ve alıntı yapmak isterseniz, ilgili bağlantıyı ve #insanhikayeleri #humanstories etiketlerini kullanmanızı rica ederiz.

Fotoğrafçı Hakkında

Devamı

1/11